DENİZDEN GELEN USTALIK: ALAPLI’NIN AHŞAP MİRASI

Alaplı’nın kadim geçmişine bakıldığında, buraya yerleşen ilk atalarımızın büyük olasılıkla mavi suları aşarak, deniz yoluyla bu topraklara ulaştığı görülür. Bu köklü bağ, Alaplı insanının ruhuna deniz sevgisini ve onunla mücadele etme azmini işlemiştir. Eski kaynaklar incelendiğinde, bu bağlılığın en somut dışavurumu, ilk yerleşimcilerin tekne yapımında sergiledikleri hayranlık uyandırıcı ustalıktır.
Bundan yarım asır öncesine kadar Alaplı’nın Kılçak altı mevkii, bir zanaat merkezi gibi yankılanırdı; burada aralıksız kayık ve sandal yapımı devam ederdi. Denizin hırçın dalgalarına göğüs gerecek sandalları inşa eden o mahir eller, aynı zamanda ahşap konut mimarisinin de baş mimarlarıydı. Teknelerin omurgasına can veren ustalık, karada sıcak birer yuvaya, görkemli konaklara dönüşürdü.
Bugün TepeköyYukarı Doğancılar ve Eski Konak mahallelerinde zamana direnen o zarif ahşap evlerde, bu eski ustaların parmak izlerini görmek hâlâ mümkündür. Kuşkusuz bu zanaatın böylesine gelişmesinde, bölgenin gür ormanlarının sunduğu cömert imkânlar da büyük rol oynamıştır. Alaplı’nın ahşap evleri, aslında karaya vurmuş zarif birer gemi gibi, geçmişin denizci ruhunu günümüze taşımaya devam etmektedir.

BALTA İZİNDE BİR MİRAS: DOMUZ DAMI VE KARA ÇİVİNİN HİKÂYESİ
Alaplı’nın ahşap mimarisinde, ustalığın en saf ve yalın hali “Domuz Damı” denilen yapılarla hayat bulurdu. Bu evler ve odalar, ağacın doğasına müdahale etmeden, sadece bir baltanın keskin ağzından geçirilerek inşa edilirdi. Ağaçlar olduğu gibi kullanılır, baş kısımları büyük bir titizlikle birbirine kertilirdi. Alışılagelmiş narin çivilerin bu devasa gövdeleri tutmaya gücü yetmezdi; bu yüzden inşaatın hemen yanı başına bir çadır kurulur ve o anın ihtiyacına göre dövülen “Kara Çiviler” üretilirdi. Ustanın emriyle ocakta korlanan demir, o dev gövdeleri bir arada tutacak devasa çivilere dönüşürdü. Bugün Aşağı Tekke Köyü’ne yolunuz düşerse, bu kadim zanaatın zamana direnen son şahitlerini görebilirsiniz.
Alaplı’nın ormanı ve ahşabı sadece konutlarda değil, imparatorluğun görkemli donanmasında da can bulurdu. Osmanlı Devleti’nde donanmanın kereste ihtiyacını karşılayan ve naklinden sorumlu olan stratejik kazaların başında Alaplı gelirdi. Ereğli Ağası Mustafa Ağa’nın 18 Ocak 1839 tarihli mektubu, bu zorlu mesainin en canlı belgesidir.
Mektupta tasvir edildiği üzere; Osmanlı donanması için inşa edilecek dev kalyonların keresteleri, o dönem Bolu Sancağı’na bağlı olan Alaplı-Samako başta olmak üzere on beş kazanın ve Kastamonu Viranşehir’den üç kazanın ortak emeğiyle hazırlanırdı. Dev ağaçların sarp arazilerden kesilip Alaplı, Akçakoca ve Filyos iskelelerine taşınması, sadece fiziksel bir güç değil, büyük bir organizasyon ve lojistik başarıydı. Alaplı’nın iskeleleri, o yıllarda cihan devletinin denizlerdeki gücünü sırtlanan sessiz ama devasa limanlardı.



Bu blogdaki popüler yayınlar

Geçmişte Alaplı ve Ereğli'de yaşamış olan Rum ve Ermeniler

ALAPLI'NIN YÜZ YILLARDIR BİLİNMEYENLERİ / Prof. Dr. Ali Osman Özcan

Delilerin, şıhların, beylerin, ağaların, hacıların, hocaların, şahısların kurduğu ve bunlara atfedilen köyler / Sadun DURAN